Bazen, insan tuhaf bir yerdedir.
Kendi değerini bilir ama bulunduğu yerde o değer bilinmez.
Sanki ait olmadığı bir odada oturuyordur; söyledikleri duvara çarpar, duyguları havada asılı kalır.
İnsan bunu hemen fark etmez.
Önce kendini sorgular.
“Bende mi eksiklik, ben mi bir şey yaptım"
Ya da
“Belki biraz daha sabredersem, biraz daha içimi açarsam anlaşılırım.”
Sonra bir bakmışsın
Hayat garip bir çabaya dönüşür:
Görmeyen gözlere kendini göstermeye çalışmak,
Duymayan kulaklara en güzel cümlelerini kurmak gibi.
Bazen insan kendini, değeri bilinmeyen bir şey gibi hisseder.
Sanki bir pırlanta yanlışlıkla bir hurdacının tezgâhına düşmüş gibidir.
İşte o zaman insanın içinden bir şey eksilir.
Hayatın tadı biraz kaçar.
Sanki her şey yerli yerinde ama bir parça hep eksik kalır.
İnsan uzun süre bunun ne olduğunu anlayamaz.
Ta ki bir gün şu gerçeği fark edene kadar:
Bazı insanlar seni gerçekten görmez.
Bazı kulaklar en güzel şarkıları bile duymaz.
Ve insan en çok o zaman yorulur.
Anlaşılmak için verdiği emeğin ağırlığından yorulur.
Kendini anlatmaya çalışmaktan,
kalbini tekrar tekrar açmaktan yorulur.
Ama tam o noktada başka bir şey olur.
Bir farkındalık gelir.
Sessiz ama çok güçlü bir farkındalık.
İnsan anlar ki
değer, anlatılarak kabul ettirilecek bir şey değildir.
Gerçek değer, onu hissedebilen kalplerde karşılık bulur.
İşte o gün, içindeki büyük bir yorgunluk sona ermeye başlar.
İnsan artık kendini ispat etmeye çalışmaz.
Kendini anlamayanlara değerini göstermek zorunda olmadığını öğrenir.
Ve hayat yavaş yavaş sadeleşir.
Gürültü azalır.
Enerji doğru yerlere yönelir.
İnsan artık şarkılarını herkese söylemez.
Sadece gerçekten duyabilecek kalplere söyler.
Çünkü insanın en büyük özgürlüğü şudur:
Anlamayanlara kendini anlatmaktan vazgeçebilmek.
Ve o gün geldiğinde
içindeki o çocuksu heyecan yeniden nefes alır.
Çünkü insan artık bilir:
Ait olmadığı yerlerde dolaşıp kendini tüketmek yerine,
değerinin gerçekten anlaşılacağı yerlere doğru yürümek gerekir.
Afet Ergü Bazen, insan tuhaf bir yerdedir.
Kendi değerini bilir ama bulunduğu yerde o değer bilinmez.
Sanki ait olmadığı bir odada oturuyordur; söyledikleri duvara çarpar, duyguları havada asılı kalır.
İnsan bunu hemen fark etmez.
Önce kendini sorgular.
“Bende mi eksiklik, ben mi bir şey yaptım"
Ya da
“Belki biraz daha sabredersem, biraz daha içimi açarsam anlaşılırım.”
Sonra bir bakmışsın
Hayat garip bir çabaya dönüşür:
Görmeyen gözlere kendini göstermeye çalışmak,
Duymayan kulaklara en güzel cümlelerini kurmak gibi.
Bazen insan kendini, değeri bilinmeyen bir şey gibi hisseder.
Sanki bir pırlanta yanlışlıkla bir hurdacının tezgâhına düşmüş gibidir.
İşte o zaman insanın içinden bir şey eksilir.
Hayatın tadı biraz kaçar.
Sanki her şey yerli yerinde ama bir parça hep eksik kalır.
İnsan uzun süre bunun ne olduğunu anlayamaz.
Ta ki bir gün şu gerçeği fark edene kadar:
Bazı insanlar seni gerçekten görmez.
Bazı kulaklar en güzel şarkıları bile duymaz.
Ve insan en çok o zaman yorulur.
Anlaşılmak için verdiği emeğin ağırlığından yorulur.
Kendini anlatmaya çalışmaktan,
kalbini tekrar tekrar açmaktan yorulur.
Ama tam o noktada başka bir şey olur.
Bir farkındalık gelir.
Sessiz ama çok güçlü bir farkındalık.
İnsan anlar ki
değer, anlatılarak kabul ettirilecek bir şey değildir.
Gerçek değer, onu hissedebilen kalplerde karşılık bulur.
İşte o gün, içindeki büyük bir yorgunluk sona ermeye başlar.
İnsan artık kendini ispat etmeye çalışmaz.
Kendini anlamayanlara değerini göstermek zorunda olmadığını öğrenir.
Ve hayat yavaş yavaş sadeleşir.
Gürültü azalır.
Enerji doğru yerlere yönelir.
İnsan artık şarkılarını herkese söylemez.
Sadece gerçekten duyabilecek kalplere söyler.
Çünkü insanın en büyük özgürlüğü şudur:
Anlamayanlara kendini anlatmaktan vazgeçebilmek.
Ve o gün geldiğinde
içindeki o çocuksu heyecan yeniden nefes alır.
Çünkü insan artık bilir:
Ait olmadığı yerlerde dolaşıp kendini tüketmek yerine,
değerinin gerçekten anlaşılacağı yerlere doğru yürümek gerekir.
Afet Ergü

